Ehmedzade

Ehmedzade Hekayələr 5-11-2020, 14:30

Monami

Monami



¨Asık surat sana hiç yakışmıyor, biliyor musun?¨
Kafamı daldığım kitaptan kaldırıp arkadaşıma baktım. ¨Ne dedin?¨

Fısıltıyla olmasına özen göstererek ama biraz da duyabileceğim şekilde söylendi.

¨Asık surat sana yakışmıyor.¨

Bi’ hah kaçtı dudaklarımdan. Ona ciddi misin imalı bir bakış atıp kitabıma tekrar döndüm. Bana asık surat yakışmıyormuş! Öyle mi, çıkarayım hemen. Bu insanların çevrelerindeki hoşnutsuzluğu giderme yöntemlerinden biriydi. Yüzümün düşüklüğü bana yakışmamıştı.

Yakışmanın ölçütü neydi? Göz zevkini bozması mı? Ben onun o an göz zevkini bozan bir objeydim. Öyle olmasam bana ¨Canını sıkan her ne ise benim de canımı sıkıyor.¨ diyebilirdi. Demedi.

Bu düşüncelerle elimdeki kalemi kitabın üstüne fırlatıp ellerimi yüzüme kapadım. O kadar öfke doluydum ki o an arkadaşımın üstüne atlayıp saçlarını tek tek ellerine verebilirdim ama yapmadım. Bunun yerine yan sandalyeye koyduğum çantamı alıp eşyalarımı toplamaya başladım. Gözlerinin üzerimde olduğunu hissedebiliyordum ama bir an bile bakmadım.

Ayağa kalkıp ceketimi giydim. Çantamı sırtıma takarken ondan tarafa bir ¨Ben gidiyorum.¨ cümlesi bıraktım. ¨Güle güle.¨ diyişine bile dönüp bakmazken emin olduğum bir şey vardı ki gidişimi yüzümün asılmasına sebep olan şeye bağlıyordu ve işin acı tarafı ben, benim canımın sıkıntısını bile anlamayan birine arkadaşım diyordum. Çok mu dramatik oldu? Oysa şu an içinde bulunduğum durum olsa olsa trajedik olurdu.

Adımlarımı kütüphaneden en yakındaki kafeye doğru atarken düşünmekten ve de yürümekten başka hiçbir şey yapamıyordum. Düşünmek benim sonum olacaktı.
Kahvemi alıp cam kenarı bir masaya iliştiğimde, gözlerim dışarıyı tararken, zihnim hala daha düşünmekle meşgulken ¨Sevgili Descartes.¨ diye söylendim. ¨Beni var eden şey yok da edebilir mi?¨

O an geçen geceki gibi biri bir anda masamın başında belirsin ve beni düşünmekten kurtarsın diye bekledim. Ama kimse gelmedi. Böyle şeyler belki de insanın başına ömründe hiçle bir arasında gelirdi.

Karton bardaktaki kahvemi yudumlarken aklımdan onu bulmak geçti. Onu bulmalı, canımı sıkan tüm bu şeyleri ona kusmalıydım. Acılarımı neden bir başkasıyla paylaşmak zorundaydım? Ben aslanlar gibi tek başıma üstesinden gelemez miydim!

Sadece Brütüs’ün ihanetini gören Sezar gibi hissetmeyi bırakıp her şeyi zamana bırakmalıydım.

¨Zaman.¨ dedim seslice. Karton bardağımı kafama dikip dibinde biraz kalan kahvemi bitirip ¨Zaman.¨ diye söylenerek eşyalarımı alıp çıktım kafeden. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi, ne düşüneceğimi şaşırmıştım. Hiçbir yere sığamıyordum sanki. Sakinleşirim diye içtiğim kahve, işe yaramamıştı. Boşuna para vermiştim. Belki deniz havası iyi gelirdi. Hem sonuçta o bedavaydı.

Sahilde ne kadar oturduğumu bilmiyorum. Rüzgar karşı koyamayacağım bir hal alınca eve doğru yola koyulmuştum. Bir banka oturup sadece önümden geçen insanları izlemiştim. Bazen gülmüştüm düşündüklerime, bazense göz yaşlarıma engel olamamıştım. İnsan!
Çay bahçesinin önünden geçerken sokak lambasının arkasındaki ağaçlarla oluşturduğu manzara o kadar hoşuma gitmişti ki titreyen ellerime rağmen telefonumu çıkarıp fotoğrafını çekmeye çalıştım. Ama sahilde o kadar üşümüş ve çıkan akşam serinliği beni hala üşütmeye devam ederken ellerimin titremesine engel olamıyordum.

¨Telefonunu elinden düşürmek amacınsa, tebrikler. Birazdan amacına ulaşacaksın.¨

Kafamı ona doğru çevirdim.

¨Ama yok eğer amacın fotoğraf çekmekse üzgünüm, böyle giderse amacına asla ulaşamayacaksın.¨

Bu oydu. Onun o olduğundan emin olmak için kapşonunun açık bıraktığı kadarından yüzünü incelerken elimdeki telefon havalandı. Karşı koymadım, sonuçta telefonumu çalacak hali yoktu. Öyle bir amacı olsa geçen akşam masada dururken gerçekleştirirdi. Hem o doktordu, eminim benim kıytırık telefonuma kalmamıştır. Bi’ de şu var ki, bu ellerle ona zaten karşı koyamazdım.

Boşta kalan ellerimi ceketimin cebine koyup ısınmasını beklerken ne yaptığına baktım. Gülümsedim, benim yerime istediğim fotoğrafı çekiyordu.

¨Fotoğraf tamam, şimdi sırada ellerini ısıtmak var.¨
Yüzünü bana döndüğünde tanıdık yüzünü tamamen görmek yüzümde bir gülümseme oluşturdu.
¨Eve gidiyorum zaten.¨

Uzattığı telefonumu tam alacakken geri çekti.
¨Hayatta olmaz.¨

Anlamayan gözlerle baktım ona. Ne olmazdı tam olarak? Eve gitmem mi, telefonumu vermesi mi? Oysa az önce ne kadar da emindim telefonumun güvende olduğundan.
¨Bunu çay içerken konuşuruz.¨ diyerek çay bahçesine yöneldi. El mecbur peşinden giderken bahçedeki bir masaya oturmaya niyetlendiğini anladığımda adımlarımı hızlandırarak önüne geçip içeriye girdim. Cam kenarı bir yere oturduğumda yavaş adımlarla gelip karşıma kuruldu.
Telefonu masada kendi önüne koyarken geçen geceki gibi kolunu kaldırıp iki işareti yaptı. Elinin hizasını takip ettiğimde bize bakan garsonu gördüm. Ona baktığımı fark ettiğinde gülümseyip karşımdaki adama döndüm.

¨Evet.

Kaşlarını çattı.

¨Önce çaylar gelsin, ellerin titremesin öyle konuşalım. Şu halleriyle dikkatimi çok dağıtıyorlar.¨

Masanın üstündeki soğumaktan kızarmış ellerime baktım. Sonra masaya konan çaylara. Bardağı, ellerimi yakacağına bile bile avuç içlerime aldım. Hayır, ellerim yanmıyordu. Bunu fark ettiğimde ona döndüm. Ellerime bakıyordu.
¨Sana beni bekle demiştim.¨

Kaşlarımı kaldırıp şaşkınlığımı gözleri önüne serdim.

¨Yani?¨

Gözlerini gözlerime dikip bir an bile ayırmadan konuştu.

¨Beklemedin.¨

Gülümsedim. Ellerimin soğuttuğuna inandığım çayı dudaklarıma götürüp dilimi yaktığımda ona bu aptallığımı çaktırmamaya özen göstererek gülümsedim.

¨Yanılıyorsun.¨

¨Yanılmıyorum. Olan bu. Beni beklemedin.¨

¨Hadi ya.¨ dedim kaşımın birini kaldırırken. ¨Anlatsana neymiş o olan, ben de bileyim.¨

Sırtını sandalyeye yasladı. Bakışlarını camdan dışarıya yöneltti. O etrafı tararken ben de bugün ilk kez fırsat bulup onu inceledim. Aynıydı.

¨O gün.¨ dedim, bakışları hemen yerini bilir gibi yüzümü buldu.

¨…masadan kalktığında saat sekiz buçuktu. Seni tam ona kadar affedersin götüm dona dona bekledim.

Gelmeyeceğini bile bile bekledim.¨

Yüzünde oluşan değişimleri anlamlandırmak gibi saçma bir işe girişmeden devam ettim.

¨Bir yargıya varmadan önce bunu destekleyecek argümanların olmalı. Müddei iddiasını ispatlamakla mükelleftir.¨

Gözlerimi camdan o gün oturduğumuz masaya yönelttim.
¨Senin genel geçer yaşanmışlıklarının her seferinde tutacağı gibi bir dünya yok. Bu yüzden bundan sonra beni herhangi bir şeyle suçlayacağın zaman sadece beni göz önünde bulundur.¨

Ağzını açıp tek kelime etmedi bir müddet. Ben de o sürede çayımı bitirip yenisini istedim. Aç karnına çay içmekten nefret ederdim ama o kadar üşüyordum ki kussam bile kustuktan sonra tekrar çay içebilirdim.

¨O gün gelmedim ama ondan sonraki her gün geldim.¨
Sesi kulaklarıma ulaştığında benim düşündüğüm şey, bugün çayına şeker atmamış olmasıydı. Şekerlikten bir şeker alıp uzanıp soğumaya yüz tutan çayına attım.
¨Kendini böyle mi rahatlamak istedin?¨

Güldü ama çok boş bir gülüştü.

¨ve de beni böyle suçlamak istedin?¨

Kafamı aşağı yukarı sallarken söylendim. ¨Güzel hareket.¨
Çayını tek seferde içip tabağa geri koydu.

¨Hukukçu musun?¨

¨Olabilirim.¨

Gülümsedi. Çay ocağına doğru dönüp seslendi. ¨Bir çay daha.¨

¨Seninle konuşmak istediğim için her gün buraya geldim.¨
Kaşlarımı kaldırıp olumsuz manada başımı salladım. Gülümseyerek konuştum.

¨Zaten her gün buraya geliyordun ama o günden sonra buraya gelirken bir de böyle bir amaç edindin. Gelmen, tamamen benimle ilgili değildi.¨

Kahkaha atıp ellerini havaya kaldırdı. ¨Tamam, teslim oluyorum.¨

Bu hareketine karşı burnumu kırıştırdım.

¨Bugün seni bulmak geçti aklımdan.¨

¨O zaman buna sebep olan şeyi anlat bana.¨

Önümdeki çayı bitirip üçüncü sandalyeye koyduğum çantamı sırtıma taktım.

¨Gidiyor musun?¨ derken şaşkınlığını ele veren sesiyle bir çırpıda önünde duran telefonumu alıp cebime koydum.

¨Evet.¨

O da benimle beraber ayaklanırken ¨Seni bırakayım.¨ diyerek masanın üstündeki adisyonu alarak kasaya gitti.

Çay bahçesinin çıkışında onu beklerken nasıl olup da altı gündür bu sokakta karşılaşmadığımızı düşünüyordum.

Evime giden bu yolu kullanıyordum, o ise her gün geldiğini söylüyordu. Sonra saat farkı diye bir şey geldi aklıma.

Doğrusu zamanlama farklılığı. Ben akşam üzeri geçerdim buradan o ise akşam ya da gece saatleri.

Yanıma geldiğinde ¨Bugün içmedin sanırım.¨ dedim.
Adımlarımıza bakarak yürüyordum.

¨Hayır içmedim. Olur da başarırsam konuşt
uklarımızı hatırlamamaktan korktum.¨

Yüzümü ondan yana çevirip güldüm.

¨Ki zaten sen unutmama izin vermeyecek şekilde konuştun.¨

Duraksadım.

¨İnsanın konuştukları içe en çok işleyen şeyler değil mi?¨
Neden durduğumuzu anlamazken sorduğum soruya cevap verir gibi salladı kafasını.

¨Bir insanla yaşanmışlığımızı oluşturan en büyük kısım kelimeler.¨ dedim onay bekler gibi. Kafasını salladı yine.

¨Kelimelerimizle var oluyoruz birinde, hareketlerimizle. Ama görmediğimiz birinde saf kelimeden ibaret oluyoruz.¨
Kafasını salladı yine. Bulanıklaşan gözlerimle, sokak lambasının aydınlattığı sokakta öylece durup ona bakarken sordum.

¨Peki nasıl oluyordu görüntümüz bunları bir anda hiç yapıyor?¨

Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.

¨Neden insanlar dışımızı görünce içimizi de içini de hiçe sayıyor?¨

Gözlerimi gözlerine indirdim, yürümeye başladık.
Ayak seslerimizin varla yok arası yankılandığı boş sokakları sesiyle doldurdu.

¨Bu kente yalnızlık çöktüğü zaman uykusunda bir kuş ecelsiz. Alıp da başını gitmek istersin, karanlık sokaklar kör, sağır, dilsiz.¨

Monami


Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Bəyən Sevgi Gülüş Şok Üzgün Əsəbi
731 720 652 601 631 616

Oxşar xəbərlər Digər trend xəbərləri

Məlumat Saytda şərhləri oxumaq, şərh yazmaq, xəbər göndərmək üçün QEYDİYYATDAN keçməyiniz lazımdır.

Məlumat Sizin rəyə rəy yazmaq 15 gündən sonra mümkündür.