H2O hikaye (4)
4.BÖLÜM
Son testler yapılırken artık benden aldıkları kaçıncı tüp kan olduğunu saymayı bırakmıştım. Dalgıç olmak için zaten belli sağlık testlerinden geçmiş olsak da her misyondan önce birkaç testten geçerdik. Stephanie solunum testindeyken ben kan veriyordum. En sonunda hemşire pamuğu yavaşça bastırıp iğneyi çekti. Kolumda hafif bir morluk oluşmuştu. Elimle pamuğu tuttum. Kısa boylu siyah saçlı hemşire iğnenin ucunu çıkarıp çöpe attı, bana bakıp "Harika işler başaracağınızı biliyorum." dedi. İçten bir tebessümle karşılık verdim.
"Umarım."
Yarın sabah erken saatlerde sahilden yola çıkacaktık. Bugün sebebini anlamadığım bir şekilde Luca da hastanedeydi. Sanki hayatıma sülük gibi yapışmış da her günümü mahvetmeye ant içmiş gibi onu görmediğim gün olmuyordu. Koltuktan kalkıp koridora çıktım. Oradan da merdivenlere ilerleyip bahçeye çıkmak için aşağı indim. Daha işim bitmemişti. Vurgun yaşamamamız için azot birikimini engelleyen bir tür helyum-oksijen karışımı bir gaz almamız gerekiyordu. Yaklaşık 2 saat sürüyordu ve bana gereksiz geliyordu. Denizde olmayacaktık, yüzeye yakın hiç olmayacaktık. Okyanusta yerin binlerce kilometre altında böyle bir olay yaşanmazdı. Üstelik suda açlık veya halsizlik yaşarsak kolumuzdan aynı bir serum gibi almamız için bize şişe şişe şırıngalar verdiler. Çukurun içinde kamp kurmayacağız ya. Acıkırsam denizaltındaki mutfaktan bir şeyler yemek daha mantıklı değil miydi?
Ne tuhaf önlemler. Oflayarak banka oturdum. Etrafıma baktım. Burası arka bahçe olmalıydı. Hastanenin içine göre her taraf sakin ve yemyeşildi. Hafif bir meltem yeni biçilmiş çimlerin kokusunu burnuma taşıyordu. Gözlerimi kapattım ve bu güzel kokuyu içime çektim. Birazcık huzurumu hissetmiş olmalı ki Luca'nın sinir bozucu sesini duydum:
"Kan aldırmaktan korktuğunu söyleme bana. Ondan mı kaçtın?"
"Evet ondan kaçtım."
Sesim bezgin çıkmıştı. Neden beni yalnız görünce damlıyordu? Nasıl her huzurlu anımda gelip bozuyordu?
"Ah, Hannah gel bak ben yanında olabilirim elini falan tutarım. Bunu istediğini biliyorum, her kız ister."
Gerçekten ruh hastası gibi davranıyordu. Belki de hazır buralara kadar gelmişken ona bir psikiyatri randevusu almalıydık.
"Kimse senin yüzüne bakmazken bu kadar egoist olma Luca. Ayrıca beni mi takip ediyorsun ne işin var burada?"
"Charlotte'a sana güvenmemesini söyledim."
"Ne?"
"Bu işi beceremeyeceğini düşünüyor."
"Yalan söylüyorsun."
"Ciddiyim."
Sırıttı.
Tırnaklarımı dizlerime geçirdim.
"Eğer sen bir kez olsun bana biraz güvenseydin belki Charlotte'ı etkilemezdin."
Söylediğim şeye pişman oldum. İyice keyiflendi.
"Üzüleceğini biliyordum. Ne kadar umrunda değilmişim gibi davransanda beni kafana takıyorsun."
Hızla kalkıp uzaklaşmaya başladım. Kavga etmeyecek, ona istediğini vermeyecektim. Adımlarımı hızlandırdım.
Peşimden geliyordu tabi ki. Çenesini kapalı tutması da uzun sürmedi.
"Bak sen de itiraf ettin. Ama utanıp kaçmana gerek yok. Hayranlarıma saygım var."
"Beni bir rahat bıraksana, beni takip etme diyorum hala peşimden geliyorsun."
"Takip etmediğimi iddia etmedim zaten."
.•.•.•.•.
Sonsuz sayıda imzaladığım ve imzalamakta olduğum belgeler bir türlü bitmiyordu. Son attığım imza olmasını umarak belgeyi kapatıp karşımdaki görevliye baktım. Kafasını ileri, iskeleye doğru salladı. Resmen fırladım ve iskeleye yürüdüm. Karşımdaki tanıdık kocaman denizaltını görünce istemsizce gülümsedim. Gözlerim Stephanie'yi ararken görüş açıma Rikkie girdi. Vücut kıvrımlarını belli eden yüzücü mayosu vardı üstünde. Kısa dalgalı saçları hafif esen rüzgarla uçuşurken gayet havalı görünüyordu. Ama ondan hoşlanmamıştım. İnsanı huzursuz eden bakışları vardı. Onu görmezden gelip Stephanie'yi aramaya devam ettim ama kız beni fark etmiş olmalı ki bana doğru yürüyordu.
Bir süre daha ona bakmayıp etrafa bakındım ama dibimde bitmişti işte.
"Günaydın." dedim ondan önce neden yaptığımı bilmeyerek. Cevap vermedi. Gözlerini üstüme dikmişti ve o kadar tuhaf bir andı ki. Omzumdan kıyafetimi çekiştirdi.
"Cılız, korkak görünüyorsun ama bu görevde rakibimiz olmayı seçecek kadar cesurmuşsun anlaşılan."
Bir hışımla geri çekildim. Nereden çıktı şimdi bu? Şokumu gizlemeye çalıştım.
"Anlamadım? Siz, siz ne demek istiyorsunuz?"
Sesim istediğim gibi çıkmamıştı ama ondan korkacak değildim. Luca'dan dolayı idmanlıydım ve kimsenin beni ezmesine izin vermeyecektim.
Rikkie kulağımı tırmalayan sesiyle kıkırdadı.
"O denizaltının test sürüşünü yaptınız diye burada borunuzun öteceğini sanıyorsunuz ama şirket bizim şirketimiz. Asla ceoyu etkileyemeyeceksiniz, zaten..."
"Hannah!"
Stephanie'nin sesiyle ikimizde irkilip arkamıza baktık. Sonunda. Bize doğru koşarken havalanan kızıl saçlarını gördüm ve hemen Rikkie' nin yanından uzaklaşarak ona doğru yürüdüm. Gülümsedi ve sırtında kendisinden büyük çantasıyla zıpladı. Benim de sırt çantam vardı fakat onunki kadar büyük değildi.
Yanıma geldiğinde nefes nefeseydi.
"Çok heyecanlıyım Hannah. Harika bir deneyim olacak bence. Mayomu ve güneş kremimi de aldım. N'olur n'olmaz. Bakarsın bir ada buluruz değil mi?"
Stephanie'nin sözleri kulağa ironi yapıyormuş gibi geliyor olsa da sesi o kadar istekliydi ki bazen akıl sağlığından şüphe ediyordum. Ona hafifçe gülümseyip belli belirsiz kafa salladım. Şu an Rikkie' den kurtulmuş olmamın sevincini yaşıyordum. Stephanie elleriyle rüzgardan uçuşan saçlarını düzeltti.
"Ah, Hannah sana söylememeliydim ama daha fazla dayanamayacağım. Luca bize sürpriz yapmak istemiş. O da geliyor bak."
Mutluluğum bir balon gibi sönerken şokumu gizleyerek işaret ettiği yöne yüzümde boş bir ifadeyle baktım. Luca sırtında çanta, üstünde omuzlarını ve kaslarını belli eden siyah mayo üstü ve şortuyla, yüzünde her zamanki sırıtışıyla bize doğru yürüyordu. Göz göze geldik. Gülümsemesi genişledi. Şu an yüzümde nasıl bir ifade varsa onu bayağı keyiflendirmişti. Gözlerimi ondan alıp Stephanie'ye döndüm.
"Neden daha önce söylemedin?"
Sesim fısıltı gibi çıkmıştı. Stephanie hala saçlarıyla uğraşırken yüzüne çocukça bir gülümseme yerleştirdi.
"Sana sürpriz yapmak istedi. Ne kadar tatlı değil mi?"
Tepki veremiyordum. Şoktan ve Stephanie'ye olan sinirimden. Luca yaklaştı.
"Selam kızlar."
"Selam!" dedi Stephanie saniyesinde ve benimde bir tepki vermem için omzumu dürttü. Çenemi kapalı tuttum. Luca'nın benden yayılan öfkeyi hissedebildiğinden emindim.
"Ah, Hannah sen iyi misin? Beni görünce neden bu kadar şaşırdın? Alış artık böyle şeylere. Sürprizimi beğenmedin mi?"
Tepki vermedim, yüz ifademi düzeltip ona bakmayı bıraktım. Bu kadar sinirlenmemeli, ona katlanamadığımı belli etmemeliydim. Ona bu zevki daha fazla tattıramazdım. Bakışlarım denizi buldu. Dalgaların karaya vurmasını izlemeye başladım. Orada denizin altındaki mükemmel dünyada birkaç gün geçirmek çok güzel olacaktı. Şu an hayatında bunu yapma fırsatı olan bir tane daha insan yoktu bizden başka. Luca'nın varlığı ya da yokluğu bunu değiştiremezdi. Boşu boşuna üzülüyordum.
Luca'ya bakıp "İyi ki geldin." dedim.
Hafif şaşırdı. Tek kaşını kaldırıp gözlerini üzerime dikti ama ben tekrar denize döndüm. İyi olacaktım. Sevdiğim ve çaba gösterip çok istediğim bu görevi onun sözlerini hatırlayarak kirletmeyecektim. Anılarımda böyle şeyler olmasını istemiyordum. Önemli olan onun yaptıkları değil benim verdiğim tepkilerdi. Dolayısıyla ben iyi olduğum sürece her şey iyi gidecekti.
O sırada Rikkie, Rosalyn ve Hektor bize doğru geldi. Luca Rosalyn'e bakarak, "Selam, tatlım harika görünüyorsun." dedi.
Hayır hayır hayır. Luca yeterince kötüydü. Rikkie de öyle. Ama Luca'nın Rosalyn'e olan tavırlarıyla kötününde kötüsü oluyordu.
Rosalyn, Luca'ya yapmacık bir utangaçlıkla gülümsedi. "Sende öyle." dedi ağzını yaya yaya. Bir yandan da çocuğu süzüyordu. Gözlerimi onlardan alıp Rikkie'ye çevirdim. Sinirliydi ve bunu saklamak için uğraşmıyordu. Bana baktı. Meydan okurmuş gibi kaşları daha da çatıldı.
Hayır bir şey yok, sadece nefes al Hannah.
O sırada Charlotte bir kurtarıcı gibi yanımıza geldi.
"Çocuklar bütün belge işlemleri tamamlandı. Artık gemiye gidebilirsiniz. Ben sizinle her dakika iletişimde olacağım. Hadi bakalım."
Öne atılıp denizaltına doğru yürüdüm. Arkamdan ne dedikleri umrumda değildi.
Merdivenleri inip bildiğim koridordan geçerek yatakhaneye ulaştım. Diğerlerinin koridorda yankılanan ayak seslerini duyabiliyorum. En köşedeki ranzaya gidip üste çantamı fırlattım. Yine birtakım koridorlar geçip kumanda odasına girdim.
"Kızlar yatakhanesi bu koridorun sonunda sağ tarafta. Çantalarınızı oraya koyabilirsiniz."
Sinirli de olsam onlarla düzgünce konuştum. Rikkie'nin dediği gibi test sürüşünü biz yapmıştık. Sonuçta denizaltına ilk binişleriydi ve yardımcı olmalı, onlarla iyi geçinmek için çabalamalıyım. Uzun süre birlikte olacaktık ve kavgayla geçinemezdik. Rosalyn söyledilerimi duydu mu bilmiyorum ama umursamayıp sırıtarak Luca'yla konuşuyordu. Rikkie ve Stephanie dediğim yöne doğru ilerleyince Rosalyn de bir şey kaçırdığını anlayıp Luca'ya bir şeyler söyleyip peşlerinden gitti. Luca da çantasını bırakmak için Hektor ile beraber diğer koridordan erkeklerin yatakhanesine gidecek olmalıydı. Biraz etrafına bakındıktan sonra yanıma geldi.
"Diğer yatakhane nerede biliyor musun?"
"Ben... Pek sayılmaz. Yani sanırım buraya ilk geldiğimizde görevli göstermişti ama orası bize ait olmadığından..."
"Öf ne uzatıyorsun bilmiyorum desene."
Yüzüm soldu. Ne diye ciddiye alıp cevap veriyordum ki? Gözlerim çantasının yanında elinde taşıdığı iki kırmızı dalış takımına kaydı. O benim sinirimi bozduğunda ben de onunkini bozmak istiyordum.
"Bugün yüzme kursunun ilk günü mü Luca? İki tane almışsın."
"Sen ne anlarsın."
Sinirle elindekileri göğsüne bastırdı ve topuğu üstünde dönüp boş bakışlarla bizi izleyen Hektor'a doğru yürüdü.
Kapının çarpma sesiyle irkildim.
Tek kalmıştım. Ne gereksiz bir tartışma yaşamıştık. Gerçi hep böyle olmuyor muydu?
Masanın önündeki koltuklardan en kenardakine oturdum ve dışarıyı izledim. Yüzeye yakın olduğumuzdan balık yoktu ama deniz yine de büyüleyiciydi. Derin bir nefes alıp metal yığını içinde de olsam deniz kokusunu içime çekmeye çalıştım. Henüz 5 dakika olmamıştı ki sırtımda bir el hissedince irkilerek arkamı döndüm. Stephanie gülümsüyordu. Ne ara geri dönmüştü?
"Çok heyecanlıyım."
Gülümsemesine karşılık verdim. Her ne kadar etraftakilere sinir olsam da bende heyecanlıydım. Hayatımda ilk defa bir denizaltında bu kadar uzun süre kalacak ve bu kadar derine dalacaktım. Belki çukura inince onlardan uzaklaşıp izimi kaybettirerek Luca'dan kalıcı olarak kurtulabilirdim. Bu imkansız düşünce yüzümdeki gülümseyi genişletti. Onlardan uzaklaşmayı ne kadar istesem de bir kapsülle uzun süre bir yere gidemezdim. Ayak sesleri geldi. Dönmedim. Yanımdaki koltuklarda hareketlilik oldu. Göz ucuyla baktım. Stephanie yanıma geçmiş, Luca kaptan koltuğuna oturmuş, diğerleri de sıralanmıştı. Sonunda yolculuğumuz başlıyordu. Kafamı geriye yasladım ve gözlerimi kapattım.
Son testler yapılırken artık benden aldıkları kaçıncı tüp kan olduğunu saymayı bırakmıştım. Dalgıç olmak için zaten belli sağlık testlerinden geçmiş olsak da her misyondan önce birkaç testten geçerdik. Stephanie solunum testindeyken ben kan veriyordum. En sonunda hemşire pamuğu yavaşça bastırıp iğneyi çekti. Kolumda hafif bir morluk oluşmuştu. Elimle pamuğu tuttum. Kısa boylu siyah saçlı hemşire iğnenin ucunu çıkarıp çöpe attı, bana bakıp "Harika işler başaracağınızı biliyorum." dedi. İçten bir tebessümle karşılık verdim.
"Umarım."
Yarın sabah erken saatlerde sahilden yola çıkacaktık. Bugün sebebini anlamadığım bir şekilde Luca da hastanedeydi. Sanki hayatıma sülük gibi yapışmış da her günümü mahvetmeye ant içmiş gibi onu görmediğim gün olmuyordu. Koltuktan kalkıp koridora çıktım. Oradan da merdivenlere ilerleyip bahçeye çıkmak için aşağı indim. Daha işim bitmemişti. Vurgun yaşamamamız için azot birikimini engelleyen bir tür helyum-oksijen karışımı bir gaz almamız gerekiyordu. Yaklaşık 2 saat sürüyordu ve bana gereksiz geliyordu. Denizde olmayacaktık, yüzeye yakın hiç olmayacaktık. Okyanusta yerin binlerce kilometre altında böyle bir olay yaşanmazdı. Üstelik suda açlık veya halsizlik yaşarsak kolumuzdan aynı bir serum gibi almamız için bize şişe şişe şırıngalar verdiler. Çukurun içinde kamp kurmayacağız ya. Acıkırsam denizaltındaki mutfaktan bir şeyler yemek daha mantıklı değil miydi?
Ne tuhaf önlemler. Oflayarak banka oturdum. Etrafıma baktım. Burası arka bahçe olmalıydı. Hastanenin içine göre her taraf sakin ve yemyeşildi. Hafif bir meltem yeni biçilmiş çimlerin kokusunu burnuma taşıyordu. Gözlerimi kapattım ve bu güzel kokuyu içime çektim. Birazcık huzurumu hissetmiş olmalı ki Luca'nın sinir bozucu sesini duydum:
"Kan aldırmaktan korktuğunu söyleme bana. Ondan mı kaçtın?"
"Evet ondan kaçtım."
Sesim bezgin çıkmıştı. Neden beni yalnız görünce damlıyordu? Nasıl her huzurlu anımda gelip bozuyordu?
"Ah, Hannah gel bak ben yanında olabilirim elini falan tutarım. Bunu istediğini biliyorum, her kız ister."
Gerçekten ruh hastası gibi davranıyordu. Belki de hazır buralara kadar gelmişken ona bir psikiyatri randevusu almalıydık.
"Kimse senin yüzüne bakmazken bu kadar egoist olma Luca. Ayrıca beni mi takip ediyorsun ne işin var burada?"
"Charlotte'a sana güvenmemesini söyledim."
"Ne?"
"Bu işi beceremeyeceğini düşünüyor."
"Yalan söylüyorsun."
"Ciddiyim."
Sırıttı.
Tırnaklarımı dizlerime geçirdim.
"Eğer sen bir kez olsun bana biraz güvenseydin belki Charlotte'ı etkilemezdin."
Söylediğim şeye pişman oldum. İyice keyiflendi.
"Üzüleceğini biliyordum. Ne kadar umrunda değilmişim gibi davransanda beni kafana takıyorsun."
Hızla kalkıp uzaklaşmaya başladım. Kavga etmeyecek, ona istediğini vermeyecektim. Adımlarımı hızlandırdım.
Peşimden geliyordu tabi ki. Çenesini kapalı tutması da uzun sürmedi.
"Bak sen de itiraf ettin. Ama utanıp kaçmana gerek yok. Hayranlarıma saygım var."
"Beni bir rahat bıraksana, beni takip etme diyorum hala peşimden geliyorsun."
"Takip etmediğimi iddia etmedim zaten."
.•.•.•.•.
Sonsuz sayıda imzaladığım ve imzalamakta olduğum belgeler bir türlü bitmiyordu. Son attığım imza olmasını umarak belgeyi kapatıp karşımdaki görevliye baktım. Kafasını ileri, iskeleye doğru salladı. Resmen fırladım ve iskeleye yürüdüm. Karşımdaki tanıdık kocaman denizaltını görünce istemsizce gülümsedim. Gözlerim Stephanie'yi ararken görüş açıma Rikkie girdi. Vücut kıvrımlarını belli eden yüzücü mayosu vardı üstünde. Kısa dalgalı saçları hafif esen rüzgarla uçuşurken gayet havalı görünüyordu. Ama ondan hoşlanmamıştım. İnsanı huzursuz eden bakışları vardı. Onu görmezden gelip Stephanie'yi aramaya devam ettim ama kız beni fark etmiş olmalı ki bana doğru yürüyordu.
Bir süre daha ona bakmayıp etrafa bakındım ama dibimde bitmişti işte.
"Günaydın." dedim ondan önce neden yaptığımı bilmeyerek. Cevap vermedi. Gözlerini üstüme dikmişti ve o kadar tuhaf bir andı ki. Omzumdan kıyafetimi çekiştirdi.
"Cılız, korkak görünüyorsun ama bu görevde rakibimiz olmayı seçecek kadar cesurmuşsun anlaşılan."
Bir hışımla geri çekildim. Nereden çıktı şimdi bu? Şokumu gizlemeye çalıştım.
"Anlamadım? Siz, siz ne demek istiyorsunuz?"
Sesim istediğim gibi çıkmamıştı ama ondan korkacak değildim. Luca'dan dolayı idmanlıydım ve kimsenin beni ezmesine izin vermeyecektim.
Rikkie kulağımı tırmalayan sesiyle kıkırdadı.
"O denizaltının test sürüşünü yaptınız diye burada borunuzun öteceğini sanıyorsunuz ama şirket bizim şirketimiz. Asla ceoyu etkileyemeyeceksiniz, zaten..."
"Hannah!"
Stephanie'nin sesiyle ikimizde irkilip arkamıza baktık. Sonunda. Bize doğru koşarken havalanan kızıl saçlarını gördüm ve hemen Rikkie' nin yanından uzaklaşarak ona doğru yürüdüm. Gülümsedi ve sırtında kendisinden büyük çantasıyla zıpladı. Benim de sırt çantam vardı fakat onunki kadar büyük değildi.
Yanıma geldiğinde nefes nefeseydi.
"Çok heyecanlıyım Hannah. Harika bir deneyim olacak bence. Mayomu ve güneş kremimi de aldım. N'olur n'olmaz. Bakarsın bir ada buluruz değil mi?"
Stephanie'nin sözleri kulağa ironi yapıyormuş gibi geliyor olsa da sesi o kadar istekliydi ki bazen akıl sağlığından şüphe ediyordum. Ona hafifçe gülümseyip belli belirsiz kafa salladım. Şu an Rikkie' den kurtulmuş olmamın sevincini yaşıyordum. Stephanie elleriyle rüzgardan uçuşan saçlarını düzeltti.
"Ah, Hannah sana söylememeliydim ama daha fazla dayanamayacağım. Luca bize sürpriz yapmak istemiş. O da geliyor bak."
Mutluluğum bir balon gibi sönerken şokumu gizleyerek işaret ettiği yöne yüzümde boş bir ifadeyle baktım. Luca sırtında çanta, üstünde omuzlarını ve kaslarını belli eden siyah mayo üstü ve şortuyla, yüzünde her zamanki sırıtışıyla bize doğru yürüyordu. Göz göze geldik. Gülümsemesi genişledi. Şu an yüzümde nasıl bir ifade varsa onu bayağı keyiflendirmişti. Gözlerimi ondan alıp Stephanie'ye döndüm.
"Neden daha önce söylemedin?"
Sesim fısıltı gibi çıkmıştı. Stephanie hala saçlarıyla uğraşırken yüzüne çocukça bir gülümseme yerleştirdi.
"Sana sürpriz yapmak istedi. Ne kadar tatlı değil mi?"
Tepki veremiyordum. Şoktan ve Stephanie'ye olan sinirimden. Luca yaklaştı.
"Selam kızlar."
"Selam!" dedi Stephanie saniyesinde ve benimde bir tepki vermem için omzumu dürttü. Çenemi kapalı tuttum. Luca'nın benden yayılan öfkeyi hissedebildiğinden emindim.
"Ah, Hannah sen iyi misin? Beni görünce neden bu kadar şaşırdın? Alış artık böyle şeylere. Sürprizimi beğenmedin mi?"
Tepki vermedim, yüz ifademi düzeltip ona bakmayı bıraktım. Bu kadar sinirlenmemeli, ona katlanamadığımı belli etmemeliydim. Ona bu zevki daha fazla tattıramazdım. Bakışlarım denizi buldu. Dalgaların karaya vurmasını izlemeye başladım. Orada denizin altındaki mükemmel dünyada birkaç gün geçirmek çok güzel olacaktı. Şu an hayatında bunu yapma fırsatı olan bir tane daha insan yoktu bizden başka. Luca'nın varlığı ya da yokluğu bunu değiştiremezdi. Boşu boşuna üzülüyordum.
Luca'ya bakıp "İyi ki geldin." dedim.
Hafif şaşırdı. Tek kaşını kaldırıp gözlerini üzerime dikti ama ben tekrar denize döndüm. İyi olacaktım. Sevdiğim ve çaba gösterip çok istediğim bu görevi onun sözlerini hatırlayarak kirletmeyecektim. Anılarımda böyle şeyler olmasını istemiyordum. Önemli olan onun yaptıkları değil benim verdiğim tepkilerdi. Dolayısıyla ben iyi olduğum sürece her şey iyi gidecekti.
O sırada Rikkie, Rosalyn ve Hektor bize doğru geldi. Luca Rosalyn'e bakarak, "Selam, tatlım harika görünüyorsun." dedi.
Hayır hayır hayır. Luca yeterince kötüydü. Rikkie de öyle. Ama Luca'nın Rosalyn'e olan tavırlarıyla kötününde kötüsü oluyordu.
Rosalyn, Luca'ya yapmacık bir utangaçlıkla gülümsedi. "Sende öyle." dedi ağzını yaya yaya. Bir yandan da çocuğu süzüyordu. Gözlerimi onlardan alıp Rikkie'ye çevirdim. Sinirliydi ve bunu saklamak için uğraşmıyordu. Bana baktı. Meydan okurmuş gibi kaşları daha da çatıldı.
Hayır bir şey yok, sadece nefes al Hannah.
O sırada Charlotte bir kurtarıcı gibi yanımıza geldi.
"Çocuklar bütün belge işlemleri tamamlandı. Artık gemiye gidebilirsiniz. Ben sizinle her dakika iletişimde olacağım. Hadi bakalım."
Öne atılıp denizaltına doğru yürüdüm. Arkamdan ne dedikleri umrumda değildi.
Merdivenleri inip bildiğim koridordan geçerek yatakhaneye ulaştım. Diğerlerinin koridorda yankılanan ayak seslerini duyabiliyorum. En köşedeki ranzaya gidip üste çantamı fırlattım. Yine birtakım koridorlar geçip kumanda odasına girdim.
"Kızlar yatakhanesi bu koridorun sonunda sağ tarafta. Çantalarınızı oraya koyabilirsiniz."
Sinirli de olsam onlarla düzgünce konuştum. Rikkie'nin dediği gibi test sürüşünü biz yapmıştık. Sonuçta denizaltına ilk binişleriydi ve yardımcı olmalı, onlarla iyi geçinmek için çabalamalıyım. Uzun süre birlikte olacaktık ve kavgayla geçinemezdik. Rosalyn söyledilerimi duydu mu bilmiyorum ama umursamayıp sırıtarak Luca'yla konuşuyordu. Rikkie ve Stephanie dediğim yöne doğru ilerleyince Rosalyn de bir şey kaçırdığını anlayıp Luca'ya bir şeyler söyleyip peşlerinden gitti. Luca da çantasını bırakmak için Hektor ile beraber diğer koridordan erkeklerin yatakhanesine gidecek olmalıydı. Biraz etrafına bakındıktan sonra yanıma geldi.
"Diğer yatakhane nerede biliyor musun?"
"Ben... Pek sayılmaz. Yani sanırım buraya ilk geldiğimizde görevli göstermişti ama orası bize ait olmadığından..."
"Öf ne uzatıyorsun bilmiyorum desene."
Yüzüm soldu. Ne diye ciddiye alıp cevap veriyordum ki? Gözlerim çantasının yanında elinde taşıdığı iki kırmızı dalış takımına kaydı. O benim sinirimi bozduğunda ben de onunkini bozmak istiyordum.
"Bugün yüzme kursunun ilk günü mü Luca? İki tane almışsın."
"Sen ne anlarsın."
Sinirle elindekileri göğsüne bastırdı ve topuğu üstünde dönüp boş bakışlarla bizi izleyen Hektor'a doğru yürüdü.
Kapının çarpma sesiyle irkildim.
Tek kalmıştım. Ne gereksiz bir tartışma yaşamıştık. Gerçi hep böyle olmuyor muydu?
Masanın önündeki koltuklardan en kenardakine oturdum ve dışarıyı izledim. Yüzeye yakın olduğumuzdan balık yoktu ama deniz yine de büyüleyiciydi. Derin bir nefes alıp metal yığını içinde de olsam deniz kokusunu içime çekmeye çalıştım. Henüz 5 dakika olmamıştı ki sırtımda bir el hissedince irkilerek arkamı döndüm. Stephanie gülümsüyordu. Ne ara geri dönmüştü?
"Çok heyecanlıyım."
Gülümsemesine karşılık verdim. Her ne kadar etraftakilere sinir olsam da bende heyecanlıydım. Hayatımda ilk defa bir denizaltında bu kadar uzun süre kalacak ve bu kadar derine dalacaktım. Belki çukura inince onlardan uzaklaşıp izimi kaybettirerek Luca'dan kalıcı olarak kurtulabilirdim. Bu imkansız düşünce yüzümdeki gülümseyi genişletti. Onlardan uzaklaşmayı ne kadar istesem de bir kapsülle uzun süre bir yere gidemezdim. Ayak sesleri geldi. Dönmedim. Yanımdaki koltuklarda hareketlilik oldu. Göz ucuyla baktım. Stephanie yanıma geçmiş, Luca kaptan koltuğuna oturmuş, diğerleri de sıralanmıştı. Sonunda yolculuğumuz başlıyordu. Kafamı geriye yasladım ve gözlerimi kapattım.







