H2O hikaye (7)
7.BÖLÜM
Çantamdan hızlıca havlu ve yedek kıyafet alıp banyoya gittim. Daha yeni sardığım bandajları açacaktım ama yapacak bir şey yoktu. Üstümdekileri hızla çıkarıp yere attım. Gözlerim aynaya takıldı. Boğazımdan istemsizce bir çığlık koptu. Arkama dönüp daha dikkatli baktım. Hayal görmüyordum. Ağzımdan bir şaşkınlık nidası döküldü. Bir anda kapıya sertçe vuruldu ve Stephanie'nin sesi geldi:
"Hannah bir şey mi oldu? İyi misin?"
Cevap vermedim. Kapı bir süre daha zorlandı. Sonunda ağzımı açabildim.
"Sadece ayağım kaydı. İyiyim ben."
Sesim kısık çıkmıştı.
"Çığlığın her yerde duyuldu. Bir şey oldu sandık."
"Ayağım kaydı sadece. İyiyim merak etme. Gidebilirsin."
Gittiğini anlamak için kulak kabarttım. Birden fazla ayak sesi geldi. Ama hepsi uzaklaştı. Gözlerim tekrar aynayı buldu. Hıçkırdım. Sesimin duyulmasını engellemek için ağzımı kapattım. Sırtım bir anda bacaklarım gibi soyulmaya başlamıştı ama tek sorun bu değildi. Sırtımda kocaman bir morluk belirmişti ve hafif kabarmıştı. Parmaklarımı morluğa götürdüm ve kenarına yavaşça dokundum. Acımıyordu. Hatta daha kötüsü hiçbir şey hissetmiyordum. Parmaklarımı biraz bastırdım. Hissedemiyordum. Derimi cimcikledim. Yine hissedemeyince telaşlandım. Kangren olup olmadığımdan şüphelendim. Acaba vücudum basınca tepki mi göstermişti? Ama henüz en derinde değildik. Diğerlerine seslenemezdim. Derin nefesler aldım. Yapabileceğim bir şey yoktu. Yardıma ihtiyacım olduğunda yanımda olabilecek biri yoktu.
Kıyafetlerimi hızla üzerime geçirip lavabodan çıkacaktım ki kapı benden önce açıldı. Rikkie ve Rosalyn içeriye daldığında küçük çaplı bir şokla kaşlarım kalktı. Rosalyn ile göz göze geldiğimizde bir adım geriledim. Bana doğru geldiler. Onları sollayıp dışarıya yönelmeye kalktım ama Rikkie bir adım yana geçerek önümü kesti. Anlamayan bakışlarımı ona diktim.
"Neler oluyor?"
Rikkie cevap vermedi. Gözleriyle Rosalyn'e bir işaret yapıp geri çekildi. Rosalyn belli belirsiz gülümsedi. Ne döndüğünü hala anlamamam sinirlenmeme yetmişti. İkisine de sert bir bakış attım ve kapıya döndüm.
"Çekilin önümden."
"Hiçbir yere gitmiyorsun."
Rosalyn üzerime yürüdü. Şaşkınlıktan refleks olarak geri çekildim. Burada beni sıkıştırma ihtimallerini düşünememem normaldi ama paçayı ele vermeyip özgüvenli olmalıydım. Çenemi dikleştirip benden açık ara daha uzun olan Rosalyn'e mümkün olduğunca meydan okur gibi baktım.
"Farkında mısınız bilmiyorum ama burası bir lise değil ve ben de sizin canınız isteyince sıkıştırabileceğiniz bir alt sınıf değilim."
İkisi de birbirine bakıp sırıttı. Rosalyn bir elini duvara dayayarak bana biraz daha yaklaştı.
"Biliyor musun Hannah," dedi sesini tehditkar bir edayla alçaltarak. "Ben Charlotte'ın aksine elemanlarımın sözümden çıkmasından hoşlanmam."
Tırnaklarımı yaralı avuç içlerime geçirdim.
"Ben senin elemanın değilim."
"Ah maalesef öylesin. Bu denizaltından çıkana kadar benim elemanım olacaksın."
"Tabii çıkabilirsen." diye ekledi Rikkie.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Tırnaklarım derimde izler çıkartırken dişlerimi sıkmamla birlikte gerginliğimi yeterince belli ediyordum.
"Demek istiyorum ki," dedi Rosalyn keyifli bir şekilde. "Eğer sözümden çıkarsan, bana karşı çıkıp fevri davranırsan, beni rahatsız edersen ya da sadece gözüme batarsan..."
"Beni okyanusa mı atarsın?"
Alaycı bir tavırla söylemiştim ama ciddi olduğundan korkuyordum. Rosalyn bana bir adım daha yaklaşıp gülümsemesini genişletti. "Aslında seni okyanusa atmaktan ziyade bir daha bu okyanusa girememene sebep olurum ve bunu hiç zorlanmadan yaparım."
Anlamayan gözlerle ona baktım. Devam etti:
"Charlotte'ın sana sağladığı esneklikler zerre umrumda değil. O aptal hastalığın bu işi yapamaman için yeterli bir sebep."
"Bu mümkün değil, dalgıç sertifikam var ve sağlık durumum bunun için barajı geçebiliyor."
Kulaklarımı tırmalayan bir kahkaha patlattı.
"Ah, hayır hayır canım. Şimdi kendini zorla ve biraz aklını kullan,"
İşaret parmağını başıma koydu. Tiksintiyle geri çekildim.
"Bu denizaltı hangi şirkete ait? Bizim şirketimize. Sorumluluğu kime ait? Bizim şirketimize. Charlotte kime çalışıyor? Bizim şirketimize. Bize bağlanmadan önceki raporların ceoya söyleyeceğim tek bir cümleyle geçersiz olur. Benim söyleyeceğim tek bir cümleyle. O beni asla reddetmez. Anladın mı?"
Gözlerinin içine bakarak sırıttım.
"Anladım. Ceoyla özel ilgileniyorsun."
Birden yüzü kıpkırmızı oldu ve sesini yükseltirken elini duvara vurdu.
"Kes sesini!"
Rikkie de yanında belirdi. Geri çekilmeyecektim. Açığını yakalamıştım bir kere.
"Merak etme Rosalyn, sırrın bende güvende. Bundan Luca'ya bahsetmem. Tabii beni böyle kuytularda sıkıştırdığın sürece garanti de veremem."
Rosalyn sinirden köpürdü ve yakama asıldı. Tutuşuyla sarsılırken artık kontrolü kaybettiğim için nasıl bağırdığını anlamıyordum. Refleks olarak ellerimle bileklerini tutup onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. Rikkie'nin de üzerime gelmesini beklerken tuhaf bir şekilde Rosalyn'in hareketine şaşırmış gibi göründü ve onu tuttu. Tam o sırada kapı ardına kadar açıldı. Luca'nın şaşkın yüz ifadesini gördüğümde bacaklarımdaki derman çekilmişti. Neredeyse koşup ona sarılacaktım. Tabiki bunu yapmadım. Rosalyn ve Rikkie olduğu yerde kaldı. Rosalyn kaşla göz arasında ellerini üzerimden çekmişti bile. Herkes birbirine baktı. Yıllar gibi geçen birkaç saniye sonra kendimi toparlamaya çalışıp yanlarında hızla geçerken titreyen bacaklarımın farkedilmemesini umarak lavabodan çıktım. Kapı ağzında Luca'nın aniden dönüp beni kolumdan yakalamasıyla duraksadım.
"Burada neler oluyor?"
Rikkie ve Rosalyn'de Luca'yla birlikte gözlerini bana dikti.
"Hiçbir şey." dedim sert bir ses tonuyla ve kolumu ondan kurtarıp koridordan sağ tarafa doğru koştum.
Bu kadarı fazlaydı. Sadece okyanusa girmek isterken iki günde tüm hayatımda yaşamadığım bir sürü aptalca drama yaşamıştım. Yalnız kalabileceğim her yerde beni buluyorlardı. Devasa denizaltı bana küçük ve dar görünmeye başlamıştı. Duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Yine rastgele bir odaya daldım. Kapıyı arkamdan sertçe çarptığım an içimde tutmaya çalıştığım hıçkırık odada yankılandı.
İşte yine başlıyoruz.
Sinirden ellerim titriyordu. Buraya resmen zorbalık görmeye gelmiştim. Hayatım boyunca bu günleri yaşamak için eğitim görmüştüm ve hepsi yavaş yavaş hayal kırıklığı oluyordu. Kendimi insanlar arasında ezilmekten kurtaramıyordum. Gözlerimi ovuşturup derin derin nefes almaya çalıştım. Kapıda dikilen Luca' yı biraz geç farkettim. Elini duvara dayamış duruyordu. Bu sefer burnunu sokmasına şaşırmadım. Kaosla beslenen bir insan, ne olduğunu öğrenmezse çatlayıp ölürdü. Bir saat önceki konuşmamız aklıma geldiğinde bıkkınlıkla yüzümü buruşturdum.
Yavaş adımlarla içeri girdi.
"Ne yaptılar sana?"
"Seni ilgilendirmez!"
Kolumu tutup beni kendine döndürdü. Gözleri, içindeki maviliğin git gide koyulaşıp siyaha döndüğünü düşünmeme sebep olacak kadar sertti.
"Hannah şu saçma tavırlarını bırak ve bana ne olduğunu anlat."
"Bir şey olmadı. Biraz konuştuk o kadar."
"Peki sırtın onlar yüzünden mi oldu?"
"Ne!"
Nasıl bilebilirdi? Elim hızla sırtıma gitti ve kendimi duvara doğru geri çektim. Nasıl görmüştü? Onunla da dalga geçmesini istemiyordum.
"Bu aşırı tavrın sözlerimi doğruluyor. Sana bir şey yaptılar değil mi?"
"Hayır bir şey yapmadılar. Ben... Bir şey yapmadılar!"
"Anlat bana."
Gözleri bir nebze yumuşamıştı. Ama sözleri komikti. Bir kahkaha attım.
"Sana hayatım boyunca benimle dalga geç diye mi anlatıyım?"
Bir kahkaha daha attım. Sinirden yine titremeye başlamıştım. Luca kaşlarını çattı. Sanki yalan söylüyordum. Sanki benimle dalga geçen o değildi.
"Ben sadece iyi olup olmadığını..."
"Luca, yalan söylediğini anlayabiliyorum. Seni yıllardır tanıyorum. Rosalyn'in hakkında dediğini öğrenmek istiyorsun. Yoksa sen beni mi merak edeceksin?"
"Eğer dalga geçecek olsaydım gördüğüm an geçerdim. Zaten zavallı bir haldesin. Nedenini sormazdım."
Duraksadım. Bozulmuş gibi yüzümü buruşturup kaşlarımı çattım.
"Eğer sen bile bana acıyorsan gerçekten berbat bir halde olmalıyım."
Yavaşça sırtımı ona çevirdim.
Ben aptaldım, dalga geçtiği kusurlarımı ona bir kez daha göstermenin bir anlamı olmadığını bilmeme rağmen bunu yapıyordum. Ne için yani, bana acısın da, aramızdaki buzlar biraz olsun erisin diye mi?
Tişörtümü sırtımı görebileceği şekilde sıyırdım.
"Neden oldu bilmiyorum."
Bakışlarını üstümde hissediyordum.
"Hiçbir şey hissedemiyorum."
"Nasıl yani?"
"Dokunsanda hissetmem."
Başımı çevirebildiğim kadar ona çevirdim. Yavaşça dokunduğunu gördüm ama acı veya herhangi bir şey hissetmedim. Sonra parmaklarını bastırdı. Bu defa dokunuşunu hissetmiştim. Belki acı duymam gerekiyordu fakat sadece parmaklarının baskısını hissediyordum, karnımda da anlamsız bir şekilde karıncalanma.
"Hastalığınla alakalı olabilir mi?"
"Bilmiyorum."
Elini çekti ve rahat bir nefes aldım.
"Bence kremini sür. Ben şu an ne yapabileceğimi bilmiyorum ama bir şeyler ararım tamam mı?"
Tişörtümü bırakıp kendimi ona çevirdim.
"Ne değişti de beni merak ettin?"
Bana cevap vermedi. Ayağa kalktı ve yine aynı yavaş adımlarla odadan çıktı. Yanıma gelip benimle konuşup istediğini alınca çekip gitmesi sinir bozucuydu. Buna kanmıştım ama umarım kötü sonuçları olmazdı. Dediğini yapmak sanırım mantıklı olurdu.
Sanki bir yerde kapana kısılmışım ama çıkmak için her çabalağıdığımda aynı yere varıyormuşum gibiydi. Bir tuvalete gidip ağlıyor sonra dönüp yanlarına gidiyor yine ağlıyordum. Ve bu paradoks içimi sıkıyordu. Bu düşüncelerle yatakhaneye çantamın yanıma gittim. İçine elimi daldırıp kısa bir arayıştan sonra kremi çıkardım. Kimsenin gelmeyeğini düşündüğümden hemen tişörtümü sıyırıp bolca krem sürdüm. Krem kapağını kapatacakken gözüm kalan kreme takıldı. Ne ara bitirmiştim? Buraya gelirken yeni bir paket almıştım oysaki. Bu kadar az krem bana yetmezdi ki. Yine telaşlandım Burada, denizin metrelerce aşağısında krem falan bulamazdım. Kolumdaki akıllı saatin ötmesiyle bileğime baktım. Düzenli olarak basınç düzenliyecileri kontrol etmem gerekiyordu. En azından kafamı biraz dağıtırdım bu sayede. Hem nerede olduğumuzu da kontrol ederdim. Makine odasına girdiğimde sıcaklık farkını açıkça hissettim. Burası 4-5 derece daha sıcaktı. Yerimize baktığımda kırmızı bölgeye yaklaştığımızı görünce şaşırdım demek az kalır. Basınç değerlerinde bir sorun yoktu. Zaten otomatikti ama hayatta kalma garantisi için bunu kontrol etmek zorundaydım. Kumanda odasına gidip kırmızı bölgeye gireceğimizi söylemem gerekiyordu. İsteksiz isteksiz kendimi adım atmaya zorladım. Koridor fazla sessiz ve ıssız, ışık almayan denizin altında karanlıktı. Ben ilerledikçe ışıklar açıldı. Ayak seslerim yankılanıyordu. Koridorun sonuna yaklaşırken kumanda odasından sesler duydum. Derin bir nefes alıp kapıyı araladım. Stephanie, Hektor ve Luca. Benim ardımdan Rosalyn ve Rikkie de gelince geriye kimse kalmamışı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken Stephanie bir sevinç nidası atarak bana koştu ve boynuma atladı. Sarılmasına karşılık vermek yerine kollarını boynumdan çözdüm.
"Kırmızı alana girmek üzereyiz Hannah! Charlotte ile iletişim kurmaya çalışıyoruz." diye şakıyan Stephanie'nin sözleri biraz önce gördüklerimi doğruluyordu.
Gözlerimi diğerlerine çevirdim tam da o alaycı yüz ifadelerini görmeyi bekliyordum ki hafif bir sarsıntı oldu. Herkes camlara döndü. Bi' an hiçbir yeri göremedik. Her yer beyazımsı bir tonda ve puslanmıştı. Kalp atışlarım hızlanırken camı ışığın ulaşmadığı, hiçbir şey göremeyeceğimiz kadar karanlık sular kapladı. Gelmiştik, içerideydik. Kalbim göğüs kafesimi acıtacak şekilde çarparken yine yüzeyden yüzlerce kilometre uzakta olup nefes almamızı idrak etmeye çalıştım. Hafif buğulu kalmış camlara rağmen denizaltının fenerleri uçsuz bucaksız zifiri karanlığı aydınlattığında ortaya çıkan manzara ensemdeki tüyleri diken diken etti. Burada hayat vardı. İçinde canlılar olan adeta farklı bir boyuttu burası. Ağzım açık kalırken dışarıdan içeriye doğru hafif bir uğultu dalgası işittim. Kulaklarım çınladı. Heyecanlı adımlarla görüntüye biraz daha yaklaşıp ellerimi cama yapıştırdım. Peşimden Stephanie geldi ve ağzını kocaman açarak ellerini camda izler bırakacak şekilde yapıştırdı. Meraklı gözlerle belli belirsiz karanlıkta görebildiğim her şeyi zihnime kazımaya çalıştım. Hayatımda görebileceğim en tuhaf canlılar; Dev yengeçler, zehirli su yeşili ince kollu ahtapotlar, normalden en az üç kat büyük kahverengi levrekler, kıvrıla kıvrıla ilerleyen upuzun siyah yılan balıkları ve ne olduğunu anlayamadığım sayısız tür. Aklıma buradaki canlıların hayatlarının yüzlerce yılı bulabileceği gibi çılgınca bir düşünce takıldı. Aynı anda burada çekeceğimiz görüntüleri ve toplayacağımız numuneleri de hayal ettim. Göz ucuyla diğerlerine baktığımda benimle benzer tepkiler verdiklerini görmüş oldum. Eş zamanlı olarak telsizden cızırtılar yükseldi. Aradan Charlotte'ın sesini seçebiliyordum ama arkadan çok fazla ses geliyordu. En sonunda sesi biraz daha netleşti.
"Çocuklar size inanamıyorum! Başardınız!"
Hafif bir hıçkırık sesi geldi. Telsizden yine hışırtılar yükseldi ve daha önce duymadığım kalın bir erkek sesi bize ulaştı.
"Rosalyn, hayatım sana güvenim her zaman tamdı ve beni hayal kırıklığına uğratmadın. Seninle gurur duyuyorum."
Bu sanırım daha adını öğrenme şerefine nail olamadığımız şu meşhur ceoydu. Rosalyn'e döndüğümde yanakları hafif kızarmıştı. Ama cevap vermekten geri durmadı.
"Frank, seni hayal kırıklığına uğratmayacağımı söylemiştim. Beni seçtiğine çok memnunum."
"Ben de."
Bu saçma diyaloğa istemsizce göz devirdim. Ama şu an beni sinir edemezlerdi. Hayatımda ilk defa böyle bir yerdeydim, heyecandan ve tuhaf bir cesaretten kalbim deli gibi atıyordu.
Stephanie' nin aniden beni çekip sarılmasıyla birkaç saniye afallasamda bende ona sıkıca sarıldım. Hepimiz çok mutluyduk ve kutlama havasına geçmiştik. Bizi daha mutlu edebilecek tek şey ise Charlotte'ın dudakları arasından döküldü.
"Bu harika! Şimdi denizaltını dış reseptörlerinin belirleyeceği güvenli bir yerde durdurun. Aranızdan iki kişi seçin ve bu iki kişi keşif kapsülü ile denize açılıp belirlemiş olduğumuz numuneleri toplamaya başlasın. Kaydedebileceğiniz kadar görüntü kaydedin ve dünyada tek bir insanın bile ayak basmadığı bir yere girerek altına imzanızı attığınız rekorun tadını çıkarın."
Gözlerim ışıldayarak Stephanie'ye baktım ve hemen atladım.
"Ben gitmek istiyorum!"
Rosalyn ve Rikkie'nin onaylamaz bakışları bana döndü. Rosalyn söz aldı.
"Ah, Hannah üzgünüm ama son iki günde yaşadığımız trajedik olay seni fazla etkiledi ve bu önemli görevi seninle riske atamam."
Kaşlarımı çattım. Neden bahsediyordu?
"Neden bahsediyorsun Rosalyn?" diye soran benim aksime Charlotte' tı.
"Şey... Siz endişelenmeyin diye size haber vermedik. Ama Hannah son günlerle pek iyi değildi. Elleri kesildi ve bu onu kötü etkiledi. Sonuçta yeryüzünün metrelerce altındayız. Çok önemli bir şey değil merak etmeyin."
Sinirden köpürüyordum. Tam ağzımı açmıştım ki Rikkie elini omzuma attı ve sertçe sıktı. Bunun bir "sus" uyarısı olduğunu anlamamak için aptal olmam gerekirdi. Gözlerim Rikkie'yi buldu. Ona nefret dolu bir bakış attım.
Oralı olmadı.
"Hannah, neden haber vermedin? Madem öyle bu keşif gezisine..."
"Rosalyn ve Rikkie gitsin!"
Charlotte'ın sözünü kesen Frank'ti. Rosalyn'in yüzüne pişkin bir sırıtış yerleşti. Rikkie ona göz ucuyla bir işaret yaparken yutkunmaya çalıştım. Telsiz cızırdamaya devam etti. Charlotte' ın sesi bir dakika öncesi kadar heyecanlı gelmiyordu.
"Efendim aslında Rosalyn ekip lideri ve protokole göre gemide kalmak zorunda. Onun yerine Luca gidebilir."
Luca huzursuzca yerinde kıpırdandı. Gitmek istemediği açıktı.
"Kaptan olarak beni göndermenizi mantıklı bulmuyorum. Bence Hektor gitsin."
Stephanie atladı.
"Ben de buradayım beni gönderebilirsiniz.
Ama Stephanie'yi göndermek seçenek bile değildi. Onu gönderdiğimiz bir operasyon ancak ve ancak bir intihar operasyonu olabilirdi. Yine de kalbini kırmamalarını diledim.
"Pekala, o halde Rikkie ve Hektor gidiyor."
Gidemediğime üzülmüş olsamda Rosalyn'e dönüp sırıtmam istemsizce olmuştu. En azından o da istediğini alamıyordu. Rikkie şimdiden ayaklandı:
"Ah Hektor Mariana çukurunda olsak bile orada seninle sıkılacağıma eminim."
Ama sesindeki neşeyi gizleyemiyordu. Hektor başını eğerek göz devirdi ve bize döndüğünde kızardığını farkettim. Yaklaşık yarım saat sonra ikisi de çantalarını toplayıp kilitlenme bölümüne gitmişken biz de hiçbir şey kaçırmamak için kumanda odasındaki geniş camın önüne dizilmiştik. Beklerken Luca' nın oflayıp puflaması dikkatimi çekti. Hem gitmek istemiyor hem kalmak istemiyor. O zaman neden burada? Ona susmasını ve bu anı bozmamasını söyleyecektim ama kavga çıkacağını bildiğimden sustum. Bir kaç dakika sonrasında denizaltının hafif sarsıntısıyla kapsülün ayrıldığını anladım. Ekranda da buna dair bir bildirim belirdi. Hemen ardından kapsül görüş açımıza girmişti. Gözlerim merakla onu takip etti. Yavaş hareket ediyor ve dibe yaklaşıyordu. Heyecanla nefeslerimizi tutmuş bekledik. Kapsülün sudaki zarif hareketlerine odaklanmışken birden arkaki küçük camında Rikkie' nin yüzü göründü. Dil çıkarıyordu ve sanırım koltuğunda zıplamaya çalışıyordu. Aptal gibi göründüğü düşündüm ama Stephanie gülmeye başladı. Ardından herkes kahkaha attı. Birbirlerine el salladılar. Luca bile koltuğunda geriye yaslanmış sırıtıyordu. Kendimi aralarında fazla karamsar hissettim. Stephanie' nin içinde onlara karşı bir kin yoktu. Her zaman gülüyordu. Belki de sorun bendedir diye düşündüm. Belki de fazla somurtkanım ve insanlarla nasıl anlaşacağımı bilmiyorum. Onları kendimden itiyorum. Hatta belki Luca hayatım boyunca nitelendirdiğim bir ruh hastası değil sadece benim karakterim yüzünden bu zorbalığı yapıyor. Yüzümü buruşturdum. Kendimi eleştirirken bile sinirleniyordum. Ona tekrar baktım. Gözleri ışıldıyordu ve tuhaf bir şekilde tatlı görünüyordu. Bir kaç saniye onu izledim ya da ben öyle sanıyordum çünkü dalıp gitmişken birden hepimizi yerinden zıplatan ekrandan gelen korkunç uyarı sesiydi.
"Dikkat! Rota üzerinde, hareket noktasına 47 mil uzaklıkta boyutları tespit edilemeyen bir tür yaklaşıyor!"
Çantamdan hızlıca havlu ve yedek kıyafet alıp banyoya gittim. Daha yeni sardığım bandajları açacaktım ama yapacak bir şey yoktu. Üstümdekileri hızla çıkarıp yere attım. Gözlerim aynaya takıldı. Boğazımdan istemsizce bir çığlık koptu. Arkama dönüp daha dikkatli baktım. Hayal görmüyordum. Ağzımdan bir şaşkınlık nidası döküldü. Bir anda kapıya sertçe vuruldu ve Stephanie'nin sesi geldi:
"Hannah bir şey mi oldu? İyi misin?"
Cevap vermedim. Kapı bir süre daha zorlandı. Sonunda ağzımı açabildim.
"Sadece ayağım kaydı. İyiyim ben."
Sesim kısık çıkmıştı.
"Çığlığın her yerde duyuldu. Bir şey oldu sandık."
"Ayağım kaydı sadece. İyiyim merak etme. Gidebilirsin."
Gittiğini anlamak için kulak kabarttım. Birden fazla ayak sesi geldi. Ama hepsi uzaklaştı. Gözlerim tekrar aynayı buldu. Hıçkırdım. Sesimin duyulmasını engellemek için ağzımı kapattım. Sırtım bir anda bacaklarım gibi soyulmaya başlamıştı ama tek sorun bu değildi. Sırtımda kocaman bir morluk belirmişti ve hafif kabarmıştı. Parmaklarımı morluğa götürdüm ve kenarına yavaşça dokundum. Acımıyordu. Hatta daha kötüsü hiçbir şey hissetmiyordum. Parmaklarımı biraz bastırdım. Hissedemiyordum. Derimi cimcikledim. Yine hissedemeyince telaşlandım. Kangren olup olmadığımdan şüphelendim. Acaba vücudum basınca tepki mi göstermişti? Ama henüz en derinde değildik. Diğerlerine seslenemezdim. Derin nefesler aldım. Yapabileceğim bir şey yoktu. Yardıma ihtiyacım olduğunda yanımda olabilecek biri yoktu.
Kıyafetlerimi hızla üzerime geçirip lavabodan çıkacaktım ki kapı benden önce açıldı. Rikkie ve Rosalyn içeriye daldığında küçük çaplı bir şokla kaşlarım kalktı. Rosalyn ile göz göze geldiğimizde bir adım geriledim. Bana doğru geldiler. Onları sollayıp dışarıya yönelmeye kalktım ama Rikkie bir adım yana geçerek önümü kesti. Anlamayan bakışlarımı ona diktim.
"Neler oluyor?"
Rikkie cevap vermedi. Gözleriyle Rosalyn'e bir işaret yapıp geri çekildi. Rosalyn belli belirsiz gülümsedi. Ne döndüğünü hala anlamamam sinirlenmeme yetmişti. İkisine de sert bir bakış attım ve kapıya döndüm.
"Çekilin önümden."
"Hiçbir yere gitmiyorsun."
Rosalyn üzerime yürüdü. Şaşkınlıktan refleks olarak geri çekildim. Burada beni sıkıştırma ihtimallerini düşünememem normaldi ama paçayı ele vermeyip özgüvenli olmalıydım. Çenemi dikleştirip benden açık ara daha uzun olan Rosalyn'e mümkün olduğunca meydan okur gibi baktım.
"Farkında mısınız bilmiyorum ama burası bir lise değil ve ben de sizin canınız isteyince sıkıştırabileceğiniz bir alt sınıf değilim."
İkisi de birbirine bakıp sırıttı. Rosalyn bir elini duvara dayayarak bana biraz daha yaklaştı.
"Biliyor musun Hannah," dedi sesini tehditkar bir edayla alçaltarak. "Ben Charlotte'ın aksine elemanlarımın sözümden çıkmasından hoşlanmam."
Tırnaklarımı yaralı avuç içlerime geçirdim.
"Ben senin elemanın değilim."
"Ah maalesef öylesin. Bu denizaltından çıkana kadar benim elemanım olacaksın."
"Tabii çıkabilirsen." diye ekledi Rikkie.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Tırnaklarım derimde izler çıkartırken dişlerimi sıkmamla birlikte gerginliğimi yeterince belli ediyordum.
"Demek istiyorum ki," dedi Rosalyn keyifli bir şekilde. "Eğer sözümden çıkarsan, bana karşı çıkıp fevri davranırsan, beni rahatsız edersen ya da sadece gözüme batarsan..."
"Beni okyanusa mı atarsın?"
Alaycı bir tavırla söylemiştim ama ciddi olduğundan korkuyordum. Rosalyn bana bir adım daha yaklaşıp gülümsemesini genişletti. "Aslında seni okyanusa atmaktan ziyade bir daha bu okyanusa girememene sebep olurum ve bunu hiç zorlanmadan yaparım."
Anlamayan gözlerle ona baktım. Devam etti:
"Charlotte'ın sana sağladığı esneklikler zerre umrumda değil. O aptal hastalığın bu işi yapamaman için yeterli bir sebep."
"Bu mümkün değil, dalgıç sertifikam var ve sağlık durumum bunun için barajı geçebiliyor."
Kulaklarımı tırmalayan bir kahkaha patlattı.
"Ah, hayır hayır canım. Şimdi kendini zorla ve biraz aklını kullan,"
İşaret parmağını başıma koydu. Tiksintiyle geri çekildim.
"Bu denizaltı hangi şirkete ait? Bizim şirketimize. Sorumluluğu kime ait? Bizim şirketimize. Charlotte kime çalışıyor? Bizim şirketimize. Bize bağlanmadan önceki raporların ceoya söyleyeceğim tek bir cümleyle geçersiz olur. Benim söyleyeceğim tek bir cümleyle. O beni asla reddetmez. Anladın mı?"
Gözlerinin içine bakarak sırıttım.
"Anladım. Ceoyla özel ilgileniyorsun."
Birden yüzü kıpkırmızı oldu ve sesini yükseltirken elini duvara vurdu.
"Kes sesini!"
Rikkie de yanında belirdi. Geri çekilmeyecektim. Açığını yakalamıştım bir kere.
"Merak etme Rosalyn, sırrın bende güvende. Bundan Luca'ya bahsetmem. Tabii beni böyle kuytularda sıkıştırdığın sürece garanti de veremem."
Rosalyn sinirden köpürdü ve yakama asıldı. Tutuşuyla sarsılırken artık kontrolü kaybettiğim için nasıl bağırdığını anlamıyordum. Refleks olarak ellerimle bileklerini tutup onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. Rikkie'nin de üzerime gelmesini beklerken tuhaf bir şekilde Rosalyn'in hareketine şaşırmış gibi göründü ve onu tuttu. Tam o sırada kapı ardına kadar açıldı. Luca'nın şaşkın yüz ifadesini gördüğümde bacaklarımdaki derman çekilmişti. Neredeyse koşup ona sarılacaktım. Tabiki bunu yapmadım. Rosalyn ve Rikkie olduğu yerde kaldı. Rosalyn kaşla göz arasında ellerini üzerimden çekmişti bile. Herkes birbirine baktı. Yıllar gibi geçen birkaç saniye sonra kendimi toparlamaya çalışıp yanlarında hızla geçerken titreyen bacaklarımın farkedilmemesini umarak lavabodan çıktım. Kapı ağzında Luca'nın aniden dönüp beni kolumdan yakalamasıyla duraksadım.
"Burada neler oluyor?"
Rikkie ve Rosalyn'de Luca'yla birlikte gözlerini bana dikti.
"Hiçbir şey." dedim sert bir ses tonuyla ve kolumu ondan kurtarıp koridordan sağ tarafa doğru koştum.
Bu kadarı fazlaydı. Sadece okyanusa girmek isterken iki günde tüm hayatımda yaşamadığım bir sürü aptalca drama yaşamıştım. Yalnız kalabileceğim her yerde beni buluyorlardı. Devasa denizaltı bana küçük ve dar görünmeye başlamıştı. Duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Yine rastgele bir odaya daldım. Kapıyı arkamdan sertçe çarptığım an içimde tutmaya çalıştığım hıçkırık odada yankılandı.
İşte yine başlıyoruz.
Sinirden ellerim titriyordu. Buraya resmen zorbalık görmeye gelmiştim. Hayatım boyunca bu günleri yaşamak için eğitim görmüştüm ve hepsi yavaş yavaş hayal kırıklığı oluyordu. Kendimi insanlar arasında ezilmekten kurtaramıyordum. Gözlerimi ovuşturup derin derin nefes almaya çalıştım. Kapıda dikilen Luca' yı biraz geç farkettim. Elini duvara dayamış duruyordu. Bu sefer burnunu sokmasına şaşırmadım. Kaosla beslenen bir insan, ne olduğunu öğrenmezse çatlayıp ölürdü. Bir saat önceki konuşmamız aklıma geldiğinde bıkkınlıkla yüzümü buruşturdum.
Yavaş adımlarla içeri girdi.
"Ne yaptılar sana?"
"Seni ilgilendirmez!"
Kolumu tutup beni kendine döndürdü. Gözleri, içindeki maviliğin git gide koyulaşıp siyaha döndüğünü düşünmeme sebep olacak kadar sertti.
"Hannah şu saçma tavırlarını bırak ve bana ne olduğunu anlat."
"Bir şey olmadı. Biraz konuştuk o kadar."
"Peki sırtın onlar yüzünden mi oldu?"
"Ne!"
Nasıl bilebilirdi? Elim hızla sırtıma gitti ve kendimi duvara doğru geri çektim. Nasıl görmüştü? Onunla da dalga geçmesini istemiyordum.
"Bu aşırı tavrın sözlerimi doğruluyor. Sana bir şey yaptılar değil mi?"
"Hayır bir şey yapmadılar. Ben... Bir şey yapmadılar!"
"Anlat bana."
Gözleri bir nebze yumuşamıştı. Ama sözleri komikti. Bir kahkaha attım.
"Sana hayatım boyunca benimle dalga geç diye mi anlatıyım?"
Bir kahkaha daha attım. Sinirden yine titremeye başlamıştım. Luca kaşlarını çattı. Sanki yalan söylüyordum. Sanki benimle dalga geçen o değildi.
"Ben sadece iyi olup olmadığını..."
"Luca, yalan söylediğini anlayabiliyorum. Seni yıllardır tanıyorum. Rosalyn'in hakkında dediğini öğrenmek istiyorsun. Yoksa sen beni mi merak edeceksin?"
"Eğer dalga geçecek olsaydım gördüğüm an geçerdim. Zaten zavallı bir haldesin. Nedenini sormazdım."
Duraksadım. Bozulmuş gibi yüzümü buruşturup kaşlarımı çattım.
"Eğer sen bile bana acıyorsan gerçekten berbat bir halde olmalıyım."
Yavaşça sırtımı ona çevirdim.
Ben aptaldım, dalga geçtiği kusurlarımı ona bir kez daha göstermenin bir anlamı olmadığını bilmeme rağmen bunu yapıyordum. Ne için yani, bana acısın da, aramızdaki buzlar biraz olsun erisin diye mi?
Tişörtümü sırtımı görebileceği şekilde sıyırdım.
"Neden oldu bilmiyorum."
Bakışlarını üstümde hissediyordum.
"Hiçbir şey hissedemiyorum."
"Nasıl yani?"
"Dokunsanda hissetmem."
Başımı çevirebildiğim kadar ona çevirdim. Yavaşça dokunduğunu gördüm ama acı veya herhangi bir şey hissetmedim. Sonra parmaklarını bastırdı. Bu defa dokunuşunu hissetmiştim. Belki acı duymam gerekiyordu fakat sadece parmaklarının baskısını hissediyordum, karnımda da anlamsız bir şekilde karıncalanma.
"Hastalığınla alakalı olabilir mi?"
"Bilmiyorum."
Elini çekti ve rahat bir nefes aldım.
"Bence kremini sür. Ben şu an ne yapabileceğimi bilmiyorum ama bir şeyler ararım tamam mı?"
Tişörtümü bırakıp kendimi ona çevirdim.
"Ne değişti de beni merak ettin?"
Bana cevap vermedi. Ayağa kalktı ve yine aynı yavaş adımlarla odadan çıktı. Yanıma gelip benimle konuşup istediğini alınca çekip gitmesi sinir bozucuydu. Buna kanmıştım ama umarım kötü sonuçları olmazdı. Dediğini yapmak sanırım mantıklı olurdu.
Sanki bir yerde kapana kısılmışım ama çıkmak için her çabalağıdığımda aynı yere varıyormuşum gibiydi. Bir tuvalete gidip ağlıyor sonra dönüp yanlarına gidiyor yine ağlıyordum. Ve bu paradoks içimi sıkıyordu. Bu düşüncelerle yatakhaneye çantamın yanıma gittim. İçine elimi daldırıp kısa bir arayıştan sonra kremi çıkardım. Kimsenin gelmeyeğini düşündüğümden hemen tişörtümü sıyırıp bolca krem sürdüm. Krem kapağını kapatacakken gözüm kalan kreme takıldı. Ne ara bitirmiştim? Buraya gelirken yeni bir paket almıştım oysaki. Bu kadar az krem bana yetmezdi ki. Yine telaşlandım Burada, denizin metrelerce aşağısında krem falan bulamazdım. Kolumdaki akıllı saatin ötmesiyle bileğime baktım. Düzenli olarak basınç düzenliyecileri kontrol etmem gerekiyordu. En azından kafamı biraz dağıtırdım bu sayede. Hem nerede olduğumuzu da kontrol ederdim. Makine odasına girdiğimde sıcaklık farkını açıkça hissettim. Burası 4-5 derece daha sıcaktı. Yerimize baktığımda kırmızı bölgeye yaklaştığımızı görünce şaşırdım demek az kalır. Basınç değerlerinde bir sorun yoktu. Zaten otomatikti ama hayatta kalma garantisi için bunu kontrol etmek zorundaydım. Kumanda odasına gidip kırmızı bölgeye gireceğimizi söylemem gerekiyordu. İsteksiz isteksiz kendimi adım atmaya zorladım. Koridor fazla sessiz ve ıssız, ışık almayan denizin altında karanlıktı. Ben ilerledikçe ışıklar açıldı. Ayak seslerim yankılanıyordu. Koridorun sonuna yaklaşırken kumanda odasından sesler duydum. Derin bir nefes alıp kapıyı araladım. Stephanie, Hektor ve Luca. Benim ardımdan Rosalyn ve Rikkie de gelince geriye kimse kalmamışı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken Stephanie bir sevinç nidası atarak bana koştu ve boynuma atladı. Sarılmasına karşılık vermek yerine kollarını boynumdan çözdüm.
"Kırmızı alana girmek üzereyiz Hannah! Charlotte ile iletişim kurmaya çalışıyoruz." diye şakıyan Stephanie'nin sözleri biraz önce gördüklerimi doğruluyordu.
Gözlerimi diğerlerine çevirdim tam da o alaycı yüz ifadelerini görmeyi bekliyordum ki hafif bir sarsıntı oldu. Herkes camlara döndü. Bi' an hiçbir yeri göremedik. Her yer beyazımsı bir tonda ve puslanmıştı. Kalp atışlarım hızlanırken camı ışığın ulaşmadığı, hiçbir şey göremeyeceğimiz kadar karanlık sular kapladı. Gelmiştik, içerideydik. Kalbim göğüs kafesimi acıtacak şekilde çarparken yine yüzeyden yüzlerce kilometre uzakta olup nefes almamızı idrak etmeye çalıştım. Hafif buğulu kalmış camlara rağmen denizaltının fenerleri uçsuz bucaksız zifiri karanlığı aydınlattığında ortaya çıkan manzara ensemdeki tüyleri diken diken etti. Burada hayat vardı. İçinde canlılar olan adeta farklı bir boyuttu burası. Ağzım açık kalırken dışarıdan içeriye doğru hafif bir uğultu dalgası işittim. Kulaklarım çınladı. Heyecanlı adımlarla görüntüye biraz daha yaklaşıp ellerimi cama yapıştırdım. Peşimden Stephanie geldi ve ağzını kocaman açarak ellerini camda izler bırakacak şekilde yapıştırdı. Meraklı gözlerle belli belirsiz karanlıkta görebildiğim her şeyi zihnime kazımaya çalıştım. Hayatımda görebileceğim en tuhaf canlılar; Dev yengeçler, zehirli su yeşili ince kollu ahtapotlar, normalden en az üç kat büyük kahverengi levrekler, kıvrıla kıvrıla ilerleyen upuzun siyah yılan balıkları ve ne olduğunu anlayamadığım sayısız tür. Aklıma buradaki canlıların hayatlarının yüzlerce yılı bulabileceği gibi çılgınca bir düşünce takıldı. Aynı anda burada çekeceğimiz görüntüleri ve toplayacağımız numuneleri de hayal ettim. Göz ucuyla diğerlerine baktığımda benimle benzer tepkiler verdiklerini görmüş oldum. Eş zamanlı olarak telsizden cızırtılar yükseldi. Aradan Charlotte'ın sesini seçebiliyordum ama arkadan çok fazla ses geliyordu. En sonunda sesi biraz daha netleşti.
"Çocuklar size inanamıyorum! Başardınız!"
Hafif bir hıçkırık sesi geldi. Telsizden yine hışırtılar yükseldi ve daha önce duymadığım kalın bir erkek sesi bize ulaştı.
"Rosalyn, hayatım sana güvenim her zaman tamdı ve beni hayal kırıklığına uğratmadın. Seninle gurur duyuyorum."
Bu sanırım daha adını öğrenme şerefine nail olamadığımız şu meşhur ceoydu. Rosalyn'e döndüğümde yanakları hafif kızarmıştı. Ama cevap vermekten geri durmadı.
"Frank, seni hayal kırıklığına uğratmayacağımı söylemiştim. Beni seçtiğine çok memnunum."
"Ben de."
Bu saçma diyaloğa istemsizce göz devirdim. Ama şu an beni sinir edemezlerdi. Hayatımda ilk defa böyle bir yerdeydim, heyecandan ve tuhaf bir cesaretten kalbim deli gibi atıyordu.
Stephanie' nin aniden beni çekip sarılmasıyla birkaç saniye afallasamda bende ona sıkıca sarıldım. Hepimiz çok mutluyduk ve kutlama havasına geçmiştik. Bizi daha mutlu edebilecek tek şey ise Charlotte'ın dudakları arasından döküldü.
"Bu harika! Şimdi denizaltını dış reseptörlerinin belirleyeceği güvenli bir yerde durdurun. Aranızdan iki kişi seçin ve bu iki kişi keşif kapsülü ile denize açılıp belirlemiş olduğumuz numuneleri toplamaya başlasın. Kaydedebileceğiniz kadar görüntü kaydedin ve dünyada tek bir insanın bile ayak basmadığı bir yere girerek altına imzanızı attığınız rekorun tadını çıkarın."
Gözlerim ışıldayarak Stephanie'ye baktım ve hemen atladım.
"Ben gitmek istiyorum!"
Rosalyn ve Rikkie'nin onaylamaz bakışları bana döndü. Rosalyn söz aldı.
"Ah, Hannah üzgünüm ama son iki günde yaşadığımız trajedik olay seni fazla etkiledi ve bu önemli görevi seninle riske atamam."
Kaşlarımı çattım. Neden bahsediyordu?
"Neden bahsediyorsun Rosalyn?" diye soran benim aksime Charlotte' tı.
"Şey... Siz endişelenmeyin diye size haber vermedik. Ama Hannah son günlerle pek iyi değildi. Elleri kesildi ve bu onu kötü etkiledi. Sonuçta yeryüzünün metrelerce altındayız. Çok önemli bir şey değil merak etmeyin."
Sinirden köpürüyordum. Tam ağzımı açmıştım ki Rikkie elini omzuma attı ve sertçe sıktı. Bunun bir "sus" uyarısı olduğunu anlamamak için aptal olmam gerekirdi. Gözlerim Rikkie'yi buldu. Ona nefret dolu bir bakış attım.
Oralı olmadı.
"Hannah, neden haber vermedin? Madem öyle bu keşif gezisine..."
"Rosalyn ve Rikkie gitsin!"
Charlotte'ın sözünü kesen Frank'ti. Rosalyn'in yüzüne pişkin bir sırıtış yerleşti. Rikkie ona göz ucuyla bir işaret yaparken yutkunmaya çalıştım. Telsiz cızırdamaya devam etti. Charlotte' ın sesi bir dakika öncesi kadar heyecanlı gelmiyordu.
"Efendim aslında Rosalyn ekip lideri ve protokole göre gemide kalmak zorunda. Onun yerine Luca gidebilir."
Luca huzursuzca yerinde kıpırdandı. Gitmek istemediği açıktı.
"Kaptan olarak beni göndermenizi mantıklı bulmuyorum. Bence Hektor gitsin."
Stephanie atladı.
"Ben de buradayım beni gönderebilirsiniz.
Ama Stephanie'yi göndermek seçenek bile değildi. Onu gönderdiğimiz bir operasyon ancak ve ancak bir intihar operasyonu olabilirdi. Yine de kalbini kırmamalarını diledim.
"Pekala, o halde Rikkie ve Hektor gidiyor."
Gidemediğime üzülmüş olsamda Rosalyn'e dönüp sırıtmam istemsizce olmuştu. En azından o da istediğini alamıyordu. Rikkie şimdiden ayaklandı:
"Ah Hektor Mariana çukurunda olsak bile orada seninle sıkılacağıma eminim."
Ama sesindeki neşeyi gizleyemiyordu. Hektor başını eğerek göz devirdi ve bize döndüğünde kızardığını farkettim. Yaklaşık yarım saat sonra ikisi de çantalarını toplayıp kilitlenme bölümüne gitmişken biz de hiçbir şey kaçırmamak için kumanda odasındaki geniş camın önüne dizilmiştik. Beklerken Luca' nın oflayıp puflaması dikkatimi çekti. Hem gitmek istemiyor hem kalmak istemiyor. O zaman neden burada? Ona susmasını ve bu anı bozmamasını söyleyecektim ama kavga çıkacağını bildiğimden sustum. Bir kaç dakika sonrasında denizaltının hafif sarsıntısıyla kapsülün ayrıldığını anladım. Ekranda da buna dair bir bildirim belirdi. Hemen ardından kapsül görüş açımıza girmişti. Gözlerim merakla onu takip etti. Yavaş hareket ediyor ve dibe yaklaşıyordu. Heyecanla nefeslerimizi tutmuş bekledik. Kapsülün sudaki zarif hareketlerine odaklanmışken birden arkaki küçük camında Rikkie' nin yüzü göründü. Dil çıkarıyordu ve sanırım koltuğunda zıplamaya çalışıyordu. Aptal gibi göründüğü düşündüm ama Stephanie gülmeye başladı. Ardından herkes kahkaha attı. Birbirlerine el salladılar. Luca bile koltuğunda geriye yaslanmış sırıtıyordu. Kendimi aralarında fazla karamsar hissettim. Stephanie' nin içinde onlara karşı bir kin yoktu. Her zaman gülüyordu. Belki de sorun bendedir diye düşündüm. Belki de fazla somurtkanım ve insanlarla nasıl anlaşacağımı bilmiyorum. Onları kendimden itiyorum. Hatta belki Luca hayatım boyunca nitelendirdiğim bir ruh hastası değil sadece benim karakterim yüzünden bu zorbalığı yapıyor. Yüzümü buruşturdum. Kendimi eleştirirken bile sinirleniyordum. Ona tekrar baktım. Gözleri ışıldıyordu ve tuhaf bir şekilde tatlı görünüyordu. Bir kaç saniye onu izledim ya da ben öyle sanıyordum çünkü dalıp gitmişken birden hepimizi yerinden zıplatan ekrandan gelen korkunç uyarı sesiydi.
"Dikkat! Rota üzerinde, hareket noktasına 47 mil uzaklıkta boyutları tespit edilemeyen bir tür yaklaşıyor!"







