Hiç aklında yokken biri çıkar karşına. Önce hal hatır sormalar, sonra da kısa kısa konuşmalar derken alışırsın ona. Her gece yatmadan en son ona "iyi geceler", her sabah uykulu gözlerle ilk ona günaydın dersin... Seversin işte... Hem öyle çok seversin ki gönlünden çok aklın onda kalır hep. Kendinden çok onu seversin, onu düşünürsün, onu önemsersin... En sonunda tamamen kaybedersin. Ve birini asla kendinden çok sevmemen gerektiğini, göğsünün altındaki o tarifsiz sızıyla öğrenirsin...
| Bedenim, ruhuma hapsolmuş bir köle gibi. Ruhum beden dediğimiz kafesin içinde sıkışmış. Ne yapıyorum bilmiyorum. Kendime zarar veriyorum. Gittikçe iniyorum dibe doğru. Yer çekimi, her zamankinden fazla çekiyor beni yerin altına. Gözlerim, daha fazla kapanıyor bu aralar. Hiç rüya görmüyorum. Uyandığımda içimde oluşan his... Gözlerimi açtığımda, daha ilk saniyelerde kendimi hatırlamaya çalışıyorum, nerede olduğumu, neden burada olduğumu bilmek istiyorum. Ama bir anlam veremiyorum, hiç veremedim ve asla öğrenemeyeceğim. Her sabah, mutsuz bi gecenin gündüzü. Her tebessüm, uzaklara dalıp giden gözlerimin yalancısı. Her göz yaşı, bir sonrakinin habercisi... Gözlerimi her kapattığımda gördüğüm tek bir şey var ki huzurla hüzün arasına sıkışmış bir hayal. Bir uçurumdayım, gözlerim kapalı, kendimi sanki düşmeyecekmişim gibi bir güvenle atıyorum aşağı doğru. Belki de bedenimi umursamadığımdandır. Belki de ruhumun düşmeyeceğini bildiğim içindir. Süzülüyorum dibe doğru... Kimse yok. Ne biri kurtarmaya çalışmış, ne de birinin umrunda olmuş. Ve daha çok yaklaşıyorum dibe, düşmeye devam ediyorum. Hayatımın en mutlu anı. Bir şarkı var ki kulaklarımda çok huzurlu. O şarkıyla birlikte süzülüyorum yere.. Ve dibe gelip çakıldığımda, artık bedenimden kurtulmuş olacağım. Ruhum, sonsuza kadar o şarkıyla süzülecek. Ben artık ben olacağım, başka bir yerde, belki seninle buluşurum! Eğer varsan...